Türk romanında dindarlığın temsili, modernleşmenin kurduğu kültürel ve siyasi sınırlar içinde kimi zaman
geriliğin ve cehaletin simgesi, kimi zaman toplumsal kurtuluşun anahtarı, kimi zaman da içsel bir arayışın göstergesi olarak performatif bir söylem alanı oluşturmaktadır. Cumhuriyet’in erken dönem romanlarında dindarlık
çoğunlukla Kemalizm, elitizm ve Batılılaşma kavramlarının karşısında konumlandırılır. Ancak 1970’lerden itibaren
görülen İslami duyarlılık taşıyan roman yazınında dindarlık, bu dışlayıcı söylemin tersine, ideal Müslüman kimliğini ve toplumsal düzenin İslamileşmesini vadeden bir hidayet söylemi geliştirmiştir. Bu çalışmada, çağdaş Türk
romanında dindarlığın hangi kavramlar ve anlatı zemini üzerinden söylemsel olarak kurulduğu incelenmektedir.
Çalışma, ayrıca 1990’lardan sonra Türk romanında sekülerlik ve dindarlık geriliminin hattında dindarlığın kolektif
bir kimlikten ziyade bireysel ve ontolojik bir sorgulama alanına dönüşen yeni görünümlerini tartışmaktadır. Bu
bağlamda İslamcı kadın yazarların metinlerinde tesettür, ibadet gibi dini ritüellerin, kamusal alan rollerinin gelenekleşmiş kabul kodlarına getirilen eleştirilerle, bireysel inanç pratikleri ve mistik yönelimlerle biçimlenen dindarlık deneyimlerinin söylemsel varlığına dikkat çekmektedir. Çalışmada yöntem olarak Foucault-Hall söylem analizi
çerçevesi benimsenmiş; Michel Foucault’nun söylem, iktidar ve hakikat kavramsallaştırmaları ile Stuart Hall’un
kültürel temsil kuramından yararlanılmıştır. Çalışma, çağdaş Türk romanının, dindarlığın toplumsal ve kültürel
anlam katmanlarını izleyebileceğimiz önemli bir söylem dünyası sunduğunu göstermeyi amaçlamaktadır.
Anahtar Kelimeler
Dindarlık, çağdaş Türk romanı, hidayet romanları, islami roman, tasavvuf, temsil, söylem.
Abstract
The representation of religiosity in the Turkish novel constitutes a performative discursive space within
the cultural and political boundaries established by modernization sometimes as a symbol of backwardness and
ignorance, sometimes as the key to social salvation, and at times as an indicator of an internal quest. In the early
period novels of the Republic, religiosity is mostly positioned in opposition to the concepts of Kemalism, elitism,
and Westernization. However, in the novel writing with Islamic sensitivity observed since the 1970s, religiosity
has developed a discourse of salvation (hidayet) that promises an ideal Muslim identity and the Islamization of
the social order, contrary to this exclusionary discourse. This study examines the concepts and narrative grounds
through which religiosity is discursively constructed in the contemporary Turkish novel. The study also discusses
the new manifestations of religiosity within the tension between secularism and religiosity in the post-1990s Turkish
novel, where it transforms into a realm of individual and ontological questioning rather than a collective identity.
In this context, it draws attention to the discursive presence of religiosity experiences shaped by individual faith
practices and mystical orientations, alongside criticisms brought to the traditional acceptance codes of public roles,
veiling (tesettür), and religious rituals such as worship in the texts of Islamist women writers. This study adopts
the Foucault-Hall discourse analysis framework as its method, drawing on Michel Foucault’s conceptualizations of
discourse, power, and truth, and Stuart Hall’s theory of cultural representation. The study adopts the Foucault-Hall
discourse analysis framework as its method, drawing on Michel Foucault’s conceptualizations of discourse, power,
and truth, and Stuart Hall’s theory of cultural representation. The study aims to demonstrate that the contemporary
Turkish novel offers an important world of discourse through which we can trace the social and cultural layers of
meaning in religiosity.