Nefret, duygu sosyolojisinde genellikle bir sapma ya da risk alanı olarak etiketlense de, toplumsal kimliklerin
inşasında ve politik konumlanışların belirlenmesinde kurucu bir rol oynamaktadır. Bu çalışmanın temel problemi,
7 Ekim sonrası süreçte küresel ölçekte kristalleşen İsrail karşıtı kolektif nefret duygusunun, farklı sosyo-kültürel
havzalarda hangi rasyonel ve duygusal zeminler üzerinde inşa edildiğidir. Bu doğrultuda makale, İsrail problemi
etrafında şekillenen nefreti, Batı sivil kamuoyu ile Müslüman toplumlardaki varoluşsal zeminler ekseninde mukayeseli bir perspektifle analiz etmeyi amaçlamaktadır. Çalışma kapsamında öncelikle duyguların toplumsal anlamlandırma süreçlerinin kesişiminde nasıl kolektif bir enerjiye dönüştüğü teorik olarak tartışılmaktadır. Araştırma,
nitel araştırma desenine uygun olarak tasarlanmış bir durum çalışmasıdır. Amaçlı örnekleme yöntemiyle belirlenen
katmanlı veri seti (dijital tanıklıklar, uluslararası medya söylemleri, sivil toplum raporları ve tarihsel metinler) nitel
içerik analizi tekniğiyle çözümlenmiştir. Analizler sonucunda, 7 Ekim sonrasında dolaşıma giren bedeli ödenmiş
tanıklık imajlarının Batı kamuoyundaki hegemonik temsilleri sarsarak etik-normatif bir ahlaki uyanışa yol açtığı;
Müslüman toplumlarda ise bu sürecin konjonktürel politik hassasiyetin ötesinde ontolojik-tarihsel bir sadakat davası ve ümmet bilincinin çağdaş bir turnusolü olduğu öne sürülmektedir. Sonuç olarak İsrail’e yönelik kolektif tepkinin sömürgeci müdahalelere, yapısal adaletsizliğe ve dehümanizasyona karşı küresel ölçekte kurucu bir direnç
ethosu olduğu ortaya konmaktadır
Anahtar Kelimeler
Duygu sosyolojisi, kolektif nefret, ümmet duygudaşlığı, dijital tanıklık, sivil vicdan.
Abstract
Although hate is often labeled as a deviance or a risk zone in the sociology of emotions, it plays a constitutive role in the construction of social identities and the determination of political stances. The primary problem of this study is to examine the rational and emotional grounds upon which the global collective hate against
Israel, crystallized in the post-October 7 period, has been constructed across different socio-cultural landscapes.
Accordingly, this article aims to analyze the hate shaped around the Israel problem through a comparative perspective based on the existential grounds of both Western civil public opinion and Muslim societies. Within the scope
of the study, it is first theoretically discussed how emotions transform into a collective energy at the intersection of
social meaning-making processes. Designed as a qualitative case study, the research utilizes a layered dataset composed of digital witnessings, international media discourses, civil society reports, and historical narratives selected
through purposive sampling, which is then analyzed using qualitative content analysis. The analysis reveals that
the “costly” witnessing images circulated after October 7 have shaken the hegemonic representations in the Western
public, leading to an ethical-normative moral awakening. In Muslim societies, conversely, this process transcends
conjunctural political sensitivities, serving as an ontological-historical case of loyalty and a contemporary litmus
test for the consciousness of the Ummah. In conclusion, it is argued that the collective reaction against Israel functions as a global, constitutive ethos of resistance developed against colonial interventions, structural injustice, and
dehumanization
Keywords
Sociology of emotions, collective hate, ummah solidarity, digital witnessing, civic conscience
Atıf
APA 7
Kaya, M. H. (2026). Sivil Vicdan ve Ümmet Duygudaşlığı Ekseninde Kolektif Nefretin Sosyolojisi: İsrail Problemi Karşısında Gelişen Tepkilerin Mukayeseli Analizi. Sosyoloji Divanı, (27), 163–186.
Chicago Author-Date
Kaya, Münire Handan. 2026. "Sivil Vicdan ve Ümmet Duygudaşlığı Ekseninde Kolektif Nefretin Sosyolojisi: İsrail Problemi Karşısında Gelişen Tepkilerin Mukayeseli Analizi." Sosyoloji Divanı, sayı 27: 163–186.